13 Tem 2010

Vamos Bien @ Mondiali Antirazzisti 2010

Bu seneki Mondiali Antirazzisti'ye biri ingiltereden, biri norveçten olmak üzere üç vamoslu dostumuz katıldı. Onlardan birisi olan Okan'ın yazdıklarını noktasına dokunmadan asıyorum buraya.



Vamos Bien olarak yedi kisiyi tamamlayamayinca fiksturun icine etmeyelim diye takimi cektigimizi belirten bir yazi yazdik Mondiali’ye..
Anlasilan o ki mailler pek okunmuyor o taraflarda, muhtemelen italyanca olmayanlar ozellikle..gitmeden bir de baktik ki takimimizin ismi duruyor orada..eh,yapacak birsey yok,biz gorevimizi yaptik kendilerine bildirip..
Ahanda Vamos’un ismi bu linkte;
http://www.mondialiantirazzisti.org/mondiali/images/stories/newsletter/calendario_torneo_mondiali_2010.pdf

Emin ile Peter benden once vardilar,posterleri astilar..bu posterleri asan ekstradan 3 puan kazaniyor turnuvada..3 puan cepte basladik anlayacaginiz..

bu sene daha cok irkcilik yerine cinsiyet ayrimciligi vurgulanmisti Mondiali’de..

ilk macimiz persembe gunu altibucukta idi..benim gelisimden iki saat once..Bolonya takimi Deportivo La Carogna ile..herifler gelmis 15 kisi,bizimkiler tamtamina iki cengaver! Deportivo’ya demisler bize adam verin, hic olmazsa dostluk maci yapalim..yedeklerinden 5 kisi vermisler,bizimkiler Emin’in goluyle 1-0 yenmisler mi bunlari!
Sahalar kucuk,bir de yediser kisilik olunca pek kosmaya gerek kalmiyor,tam bana gore aslinda..tam 17 tane sahada ayni anda mac oynaniyor..Gunes tepeden bakiyor,asagida top oynaniyor filan demeden feci yakiyor..bereket maclar 20’ser dakika..taraflarin sportmenligi had safhada,kimse kimseye asla sert girmiyor,surekli karsilikli ozurler dileniyor ufacik bir sey bile olsa..sahalarimizda gormek istedigimiz turden hareketler bunlar sayin seyirciler..

Cuma gunu ilk macimiz yine bir Italyan takimi Cannoli ile..yine bir hazirlik maci,bu
kez iyice agirdan aliyoruz,gunes tam tepede..nasil olsa 3 puan onlarin..
KDF formalarimizi giyince arkada mesaleler yandi!

Liverpool’da Everton-AEK macinda tanistigim Vangelis’e rastliyorum ve tabii turnuvaya beraber katilan diger AEK-Marsilya’lilarla birlikte..

Christina’ya Gokhan’in selamini soyluyoruz, bu arada arkadaslar iyice mayismislar alkol ve sicagin etkisiyle..dil buyuk problem,sohbet etme imkani pek yok gibi..yine de konusuyoruz uc bes..ogleden sonra maclari var,ama oyle iciyorlar ki 15 kisiden bir 7 kisi cikmiyor top oynayacak..hesapta biz onlardan adam alacaktik! Emin’le ben Ultras-Original’e dahil oluyoruz hemen..karsi takim zimba gibi,acik saha olsa en az on tane atarlar,o kadar kalabalikta ancak uc taneyle yetiniyorlar..ayik adam yok gibi zaten bizde,ucuz kurtuluyoruz..

Bizim ikinci mac Lazionet ile..onlara da ayni seyi soyluyoruz,bize adam verin,dostluk maci yapalim..hemen mactan once ayakustu “Lazio’yu sagci biliriz, dogru mu?” muhabbeti..diyorlar ki,biz buraya bunu anlatmaya geldik,onlar tribunde cok az kisidir,boyle bir genelleme yapilmasi asla dogru degildir..bir tanesi diyor ki,ben ne sagciyim,ne solcu,sadece irkciliga karsi oldugum icin geldim buraya..
Mac da zevkliydi,yenildik sanirim..bencil bir forvet verdiler bize,Emin’i sinir ettiler.

Peter’in baglantilar acaip saglam,bizi Livorno Curvasud ile tanistiriyor..cok insancillar ama yine dil problemi var aramizda, cat pat anlasmaya devam..neyse ki futbolun dili bir..Emin ile Peter onlarla da maca cikiyorlar, karsi takimin yarisi cocuk! Aman birsey olmasin seklinde tamamlaniyor mac,Livorno ilk galibiyetini aliyor; 2-1 :D

Aksam uzeri Livorno’nun bir maci daha var,ona ben de katiliyorum..diger takim bomba gibi, golleri diziyorlar bizim kaleye..bu arada turnuvada iyi takimlar var tabii ama, formunda bir Vamos bunlarin hepsini ayiklardi,bunu da soylemis olayim..bu sekilde de ismini duyurmak guzel,cunku ust turlara ciktikca alanda daha cok ismin soyleniyor dogal olarak..

Karanlik basinca hazirlikli gelen gruplar standlarini aciyor,urunlerini sergiliyorlar..hemen hemen hersey 10 euro..birsuru ACAB t-shirt’u dolu,cok yaratici olanlar da var,insan hepsini almak istiyor..yemek alani full dolu,herkes kafasina gore tezahurat yapiyor..bol bol polis ve Berlusconi’ye giydiriliyor(ozellikle Berlusconi bir bok parcasidir seklinde) bir yandan da konserler suruyor,aksam eglence dizboyu..alkol ve sarmalik cigara da tam gaz tabii..


Son gun Damiano’da geldi yanimiza..bireysel olarak eglensek de tanitim acisindan cok da sahane gecmedi acikcasi..oraya gelenlerin en az yuzde sekseni italyan zaten,ingilizce konusani pek az..diger memleketlerden gelenlerle de anlasmak zor..sadece red Manchester grubu ile rahat rahat anlastik,muhabbet edebildik..cadirda kalsak kuskusuz belki birkac grup ile daha tanisabilirdik ama hostelde kaldigim icin hic mi hic pisman degilim cunku cadirin keyfi de grupla cikar,yalniz basina degil..sonucta bakiyorsun herkes kendi grubuyla takiliyor..oyle bir kaynasma, gruplar arasi derin muhabbet,gorus alisverisi goremedim ben sahsen..eger oraya kalabalik gidersen,tezahuratlarinla dikkat cekersen, stand acarsan, pankartini asarsan varolursun..yoksa uc bes kisi gideyim,Vamos’u temsil edeyim,yok boyle birsey,bunu anladik orada..Peter sagolsun,epey kafa patlatiyor international Vamos Bien olarak neler yapabiliriz diye..bu gidisimizde de emegi buyuktur, cok yazistik, cok fikir alisverisinde bulunduk gitmeden..sanirim benden cok kafa yormustur bu organizasyon icin, kendime de cuvaldizi batirayim bu anlamda..Emin de cok ugrasti, bence hazirladigi posterler oradaki alanin en guzellerinden birisiydi..(italyanca ve ingilizce olarak iki adet,ceviri Peter’in arkadasindan,duzeltme Damiano’dan) bu arada Emin’in yanina birkac sticker verilse hic fena olmazdi,hic olmazsa onlari dagitirdik..bize sticker verenlerle degis tokus edebilirdik..

Velhasili kelam, bu sene ancak gozlemleme ve adimizi turnuvada duyurma acisindan verimliydi..kalici olabilmek bizim elimizde..tabii sunu da soylemeli durustce, eger seneye Istanbul’dan katilim olmazsa bir daha bu sekilde orada olacagimi sanmiyorum.. eglendim,hersey gayet guzeldi ama amacimiz bu degildi..
Yine de gordugunuz gibi sari lacivert Vamos atkisi orada acildi toplu fotografta,belki bu da yeterdi bu senelik..


8 Tem 2010

Mesut olalım iki gözüm

yazının çıkış noktası almanya - ispanya maçının 45. dakikasında mesutun düşüp / düşürülüp penaltı tartışmalarına giden anda trt spikerinin "BİZİM" oyuncumuz demekte ısrar ettiği anda vamos bien forumuna yazdığım yorumdur:

Almanya 'bizim' futbolcumuzla net pozisyon bulmuşmuş..
Kim bu 'bizim' futbolcumuz?
Türkiye liglerinde kaç kere oynamış, U16, U21 takımlarında hiç oynamış mı?
Türk bir hoca mı yetiştirmiş?
Türkiyede mi doğmuş?
Sarı mersedes filminde rol almış mı?

'Bizim' futbolcumuzmuş... Okkalı bir küfür çekilir buna cevap olaraktan, gece yarısı Kadıköy rıhtımda yürüyenler bu küfrün yankılarını duyarlar ayık gecelerde.

---

bütün medya organlarında "BİZİM" oyuncumuz diye söz ediliyor kendisinden.

Bizim futbolcumuz, türk topçu, o olmasa almanların hali dumandı, vs vs.
Türkler Mesut Özille neden bu kadar gururlanıyor anlamıyorum. Ulusça en sevdiğimiz şeylerden biri başkasının kaşığıyla pilava girmek.
Tamam güzel top oynuyor, oyundan keyif alıyor, top ayağına yakışıyor, ömer üründül deyimiyle "yeeaaaani yetenekli çocuk".

peki kim bu "BİZİM" oyuncumuz?

1988'de Gelsenkirchen / Almanyada doğmuş bir futbolcu. Gelsenkirchen, Almanya'nın batısında Ruhr bölgesinde bir şehir. Madencilik şehri. Schalke 04'ün şehri. Yakınlarındaki dortmund ve düsseldorf şehirlerinin gerisinde ve gölgesinde kalmış bir bölge. Altıntop biraderlerin de doğup büyüdükleri şehir aynı zamanda. Zaten nüfusun büyük bir kısmı türklerden oluşuyor.

Mesut kendini doğal olarak alman hissediyor ve bu şekilde de açıklamalar yapıyor. Orada doğmuş ve orada büyümüş bir insanın kendisini türk hissetmesini beklemek de en nazik terimle enayilik olur.

kadıköy topraklarında oynadığı uefa finalini unutmadan sorayım, türkiye topraklarında yaz tatillerinde geldiği memleketi dışında herhangi bir yerde top oynamış mı?

klüp kariyeri:

95 - 98 Westfalia 04 Gelsenkirchen
98 - 99 Teutonia Schalke-Nord
99 - 00 Falke Gelsenkirchen
00 - 05 Rot-Weiss Essen
05 - 08 Schalke O4
08 - Werder Bremen

Şimdi de milli takımlar kariyeri:

06 - 07 Almanya u19
07 Almanya u21
09 Almanya

pazar günü oynayacağı dünya kupası finalini de sayarsak 16 kere a milli, 16 kere 21 yaş altı milli, 11 kere de 19 yaş altı milli olmuş alman formasıyla.

BİZİM futbolcumuzmuş. heeeeaaaassssiktirula.

2 Tem 2010

2 Temmuz 93'te Sivas'ta ne oldu, neden oldu?


2 temmuz 93'te, sivas'ta yangın başlamadan bir saat önce bir rütbeli ve iki çevik kuvvet görevlisi otele giriyorlar durumu kontrol etmek için.

içeridekilerden serdar soruyor rütbeliye, "biz nası dışarı çıkıcaz?"

rütbeli cevaplıyor; "nası girdiyseniz öyle çıkın orospu çocukları"

Casuals Roma

Geçmişin Hayaletleri.


24 Haz 2010

Bu Oyunun İçinde Yokuz


Bu Oyunun İçinde Yokuz…


Uzun yıllardır Fenerbahçe tribününde renktaş olarak yan yana duran Vamos Bien üyeleri olarak beş yıl önce "Hasretinden Yandı Gönlüm" pankartıyla grup olarak davranmaya başlamaya karar verdiğimizde, tek amacımız, Fenerbahçe sevgisine ve tribün kültürünün zenginliğine katkıda bulunmaktı.

O günden beri, beş yıl boyunca, hedefleri doğrultusunda yoğun emek harcayan grubumuz, geçtiğimiz yıl ebedi dostlarımız Grup CK ve ÜNİFEB'le omuz omuza vermek amacıyla Maraton tribününden okul tarafı kale arkası tribününe geçti.

Okul tarafı kale arkasında üç grubumuzun üyeleri arasında kurulan samimi ilişki sonucunda, "endüstriyel futbol" tarafından unutturulmaya çalışılan dostluk,paylaşım, fedakarlık ve dayanışma gibi temel değerler hayata geçirildi ve sezon boyunca bütün Fenerbahçelilerin haklı olarak gurur duyduğu önemli işlere imza atıldı. Bütün rakiplerimizi kıskandıran bir tribün zenginliği yaratıldı.

Bunca yıldır yaratılan onlarca güzelliğe rağmen, üzülerek de olsa, Vamos Bien grubu olarak bugünden itibaren tribün faaliyetlerimizi süresiz olarak askıya aldığımızı bütün renktaşlarımız, kardeşlerimiz ve dostlarımız ile paylaşmak istiyoruz.

Öncelikle,
Geçtiğimiz sezondaki Kayserispor maçı sonrasında çıkan ve aslında yasa uygulayıcılarının gereksiz ve anlamsız müdahalesi sonrasında büyüyen olaylar sonucunda içlerinde grup üyelerimizin de bulunduğu, her üç gruptan, 14 renktaşımız altı ay spor müsabakalarından men ve toplam 24 bin 38 TL para cezası aldılar. Bu cezalar grup üyelerimizin bugüne kadar aldığı ilk ceza değil. Daha öncede bu tür cezalar her üç grubun üyelerine de farklı zamanlarda uygulandı. Kayserispor maçı sonrasında verilen cezaların da tek maçlık bir yanlış anlama ve emniyetin hatalı müdahalesi sonucu gelen cezalar olarak görseydik, daha önceki haksız cezalarla hukuk yoluyla nasıl mücadele ettiysek bu cezalarla da aynı şekilde mücadele eder, gerektiğinde bütün maddi-manevi ağırlığına rağmen cezaları yüklenmekten gocunmazdık. Ancak sezon sonunda yasa uygulayıcılarının yaklaşımlarını ve kulüp yönetimimizin söz konusu yaklaşımlara karşı duyarsızlığını gördüğümüzde bunun artık bir maçlık hata değil tribünlere yönelik genel bir stratejinin parçası olduğunu açık olarak gördük.

Bugün yürürlükte olan ve çeşitli maddeleri daha da ağırlaştırılmaya çalışılan 5149 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Yasası” futbol dünyasının gerçeklerinden uzak, tribün kültürünü ortadan kaldırmak isteyen, tek taraflı hazırlanmış bir yasadır. Öznel kriterlerle, canın istediğinin suçlandığı, suçlanan kişinin savunma bile yapamadan cezalandırılmasının zeminini oluşturan bu yasa, en basit hukuk ilkelerini bile ayaklar altına alarak taraftarlara yönelik bir tehdit unsuru olarak rahatlıkla kullanılmaktadır.

Ne gariptir ki, çıkış manifestosunda sporun her tür şiddete alet edilmesine karşı çıkan ve bu konudaki hassasiyetini defalarca ispatlamış olan grubumuzun üyeleri, aleyhlerinde hiçbir delil olmadığı halde, bütün kamera görüntülerinde ve binlerce seyircinin gözünün önünde onlarca emniyet görevlisi tarafından şiddete maruz bırakıldıkları görüldükleri halde bir spor müsabakasında “şiddet uyguladıkları” iddiasıyla ceza alabilmektedir.


Buna karşılık,
Üç grubun yaptığı her güzel işi sahiplenip, kulübün resmi organlarında övünerek paylaşan, stadımızın duvarlarına yapılan güzel işlerin resimlerini asan Fenerbahçe yönetimi ise, ne yazık ki, temel hukuk kurallarına ve ilkelerine aykırı biçimde, savunma hakkı bile tanınmayan renktaşlarımızın yanında olmak yerine, sessizliğini koruma hatta haksızlığı yapanlara "teşekkür etme" yolunu seçmiştir.

Yönetimimize çok iyi bildikleri bir gerçeği tekrar hatırlatmak isteriz: Futbolun gerçek ruhunu oluşturan sayısı arttırılmış seyirci kalabalığı ya da "bindirilmiş kıtalar" değil, coşkulu tribünlerdir. Tribünler taraftarın sadece maç seyretmek için oturduğu alanlar değildir. Taraftar için tribünler, coşkunun, şenliğin, şamatanın, mizahın, yaratıcılığın, hüznün, hayal kırıklarının beraberce yaşandığı toplumsal alanlardır. Taraftarın duygusallığa dayalı bu sevgisi bugün “endüstriyel futbol” sisteminin sözcüleri tarafından “fanatizm” adı altında “suç biliminin” kavramlarıyla değerlendirilmekte, cezalandırılması gereken bir suç gibi gösterilmektedir. Parayla ölçülemeyen bu değerler, hakim piyasa sistemi tarafından "suçlanarak" dışlanmak istenmektedir. Gündelik yaşantımızın başka alanlarında da gözlemlediğimiz bir yöntemle, futbolun tümüyle bir piyasa, paranın konuştuğu alana dönüştürülmesi projesi ile sert polisiye güvenlik önlemleri beraberce geliştirilmektedir.

Fenerbahçe tribünleri bugün endüstriyel futbolun savunucuları ve sporda şiddeti önleme yasasının uygulayıcıları tarafından bir laboratuar olarak kullanılmaktadır. “Fanatizm” damgası altında, “karşılıksız sevgi”sini yaşayanlara yönelik açık bir savaş yürütülmektedir. Bu savaş ister farkında olsun ister olmasın, tribünlerimizdeki bütün taraftar gruplarını hedef almıştır. Bu tek taraflı savaşın temel amacı tribünlerin çok sesliliğini, çok renkliliğini ortadan kaldırıp; “endüstriyel futbol”ca makbul görülen, tüketmekten başka bir özelliği olmayan, piyasa kurallarına göre hareket eden, tek tip, sevgisiz, "sadece harcadığı paranın hesabını soran", bir seyirci profilini oluşturmaktır. Taraftar grupları ise anti-demokratik, hukukun en temel ilkelerine bile aykırı olan yasayla pasifize edilip, "havuç-sopa" yöntemleriyle, yönetim ve yasa uygulayıcıların sözlerinin dışına çıkmayan "uslu çocuklara" dönüştürülmek istenmektedir.
Fenerbahçe tribünlerinde başlatılan bu deneyim başarılı olursa dalga dalga diğer tribünlere de yayılacaktır. Bugünden hangi renge sevdalı olursa olsun bütün tribün emekçilerine söyleyecek tek lafımız var: " Anlatılan senin gelecekteki hikayendir!"

Ve son olarak,
Fenerbahçe tribünleri olarak dayanışmadan yoksun ve grup çıkarlarını genel tribün çıkarlarının önüne koyan bir yaklaşımla hikayenin sonunu getirmek mümkün görünmemektedir. Her geçen gün kendi içini yiyerek parça parça bir yok oluşa doğru gidilmektedir. Geçmiş deneyimlerin ışığında yaşananlar sanki tarihin tekerrürü gibidir. Birlikte davranabilme yeteneğinin gelişmesi gereken yerde ve anda tam tersi refleksler devreye girmektedir. Bu gidişin sonu bizim gideceğimiz yol değildir.

Aldığımız karar mücadeleden kaçma anlamına gelmemektedir. Sadece taşların yerlerinin sürekli değiştiği böyle bir oyunda yer almayacağımızı ifade ediyoruz. Biz böyle bir oyunda kimsenin oynayacağı bir piyon değiliz. Karşılıksız sevenler için, eğer birlik ve dayanışma yoksa, böyle bir oyunda galip gelmenin imkanı olmadığını biliyoruz.

Bu kararı alırken geride bıraktığımız süre içinde Fenerbahçe tribünleri adına olumlu, güzel ve önemli işlere imza atmanın vicdan rahatlığını yaşıyoruz.

Evlatlarına en büyük miras olarak Fenerbahçe sevgisini bırakacak olan grup üyelerimiz, bağlayıcı karar olmaksızın bundan sonra da, bireysel olarak Fenerbahçe’mizin yanında olacaklardır.

Faaliyet gösterdiğimiz sürece her zaman yanımızda olan bütün tribün gruplarımıza ve taraftarlarımıza teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

VAMOS BİEN

24.06.2010

3 Haz 2010

Özgür Filistin, Özgür Taraftar!

israilin devlet terörü kan dökmeye devam etti yine. bu sefer de bir yardım gemisine, kendi suları olmayan kara deryalarda saldırarak insanları öldürdüler. gemidekilerin dünyaya bakış açıları savunamayacağımız bi noktada olsa da insanlık onurumuz için öncelikle dediğimiz cümleyi tekrarladık bir daha "mesele politika değil, mesele yaşam!"

fenerbahçe - efes pilsen final serisinin son maçı olmasını dilediğimiz maçtan önce (ki son maçı da oldu hakikaten) sanal mesajlajma alanlarında yahut telefon görüşmeleriyle "ne yapsak, ne etsek?", "şunu yazsak mı?", "bez var mı, boya var mı?", "şudur budur,lelelel" derken bir anda şimşek çaktı beyinlerde: "KARA DERYALAR FENERLE AYDINLANIR, KANLA DEĞİL". Aha dedik, işte budur hacı, dijital baskı olsun, hafta içi bez bul, boya bul, adam bul, maçtan bir gün önce paniğe kapılmayalım. masrafı zaten belki daha az dijital baskının. neyse bunlar teferruat.

çarşamba öğlene doğru pankart teslim alındı matbaadan. sorduk alan arkadaşa telefonda; "nasıl yahu pankart?", "valla" dedi "moruk şahane olmuş, pimapen borusu gibi duruyor". salona ulaştık, vamos bien adına -galiba- salona katılım rekoru kırdık 30 civarı kişiyle. bu 30 kişinin 10 tanesinin de aramıza yeni katılmış olması grubumuz adına güzel bir gelişme, kalıcı olmaları ümidiyle.

maç öncesi otoparkta gergin (ataman) bekleyişler yine, saat olmuş 19,37 bu 30 kişinin 10 tanesi (bu 10 kişinin hepsi yeni arkadaşlar değiller) ortalıkta yok ve bir arada değiller. telefon görüşmeleri, "nerde kaldın ulan"lar, küfürler, sigaralar (boş) dönüyor ellerde. neyse 20.10'da son gelen de girdi içeri. ama 3 kişi otoparktayız hala. pankartı balkona sallarız, yukardan tutarsınız basitliğindeki ilk planımız balkonda spor büro, balkonun altında çevik kuvvet kalabalığından dolayı yalan oluyor, diğer kapıları kesiyoruz, böyle garip, mavinin en çirkin, en küfür tonu dolu ortalıkta. pankart arkadaşın minibüsünün altına yattı, dinlendi bu sürede.

her kapıyı kesmeler, arada gelen telefonlar;
- oğlum neredesiniz girsenize maça?!
- dostum, ben televizyondan izliyorum maçı, pankartı neden açmadınız?
- 20 sayı fark attık ilk çeyrekte!
ve saire, ve saire...

devre arasına az bir süre kala akla şahane bir fikir geliyor, bu fikri bulan "kabilenin en zekisi" ödülünü kazandı ama maç sonunda bu ödülü haketmediğini muazzam dansıyla kanıtladı ya, o başka mesele.

ulaşıyoruz telefondan;
- hacı pankartı senin çantayla sokalım, sende basın kartı var aramazlar seni, içeride çantayı alırız senden.
- kemküm, tiriviri, ıvır zıvır.
- sokarız hacı her türlü.
- tamam ulan, geliyorum.

yayın aracının yanına yanaşıp maç izlemeler, siz giremediniz mi maça soruları, yoo biletimiz var ama girmedik cevapları, siz galiba manyaksınız bakışları yayın aracından derken geliyor kapıdan yarelel yarelel. sallıyoruz pankartı çantaya, katlaya katlaya. biz de devre arasında mavinin en çirkin, en küfür tonuyla ufak bir gerginlik yaşayarak giriyoruz içeri, arkadaşlar soruyor: "nerede kaldınız, pankart nerede?".

çanta geliyor, devreden önce "nerede açsak", "nasıl tutsak" (özgür tutsak diyesim geldi bir anda), "müdahale olursa şöyle yapıyoruz" derken olduğumuz yerde pankartı açtık, etrafımızdaki insanlar pankartı sahiplendi görüşleriyle ki bu da gurur verici bir noktaydı, diğer arkadaşlardan pek ses çıkmasa da.

ne demiştik dur bakayım;

ÖZGÜR FİLİSTİN, ÖZGÜR TARAFTAR!

1 Haz 2010

Bütün Devletler Katildir

Nasıl ki kürt kardeşlerimizin katlinden türkler değil de T.C. sorumluysa, filistinli kardeşlerimizin katlinden de yahudiler değil İsrail Devleti sorumludur. Dinler ve devletler yok edilmeden ne orta doğuya ne de dünyaya asla huzur gelmeyecek.

dövizde yazan şu: "Ben yahudiyim ve israillilerin filistinlileri öldürmeyi bırakmasını istiyorum".

Bütün dinlerin yaşam alanlarında büyük çelişkileri var, israillilerin "vaad edilen topraklar" diyerek duvar ördükleri, kan döktükleri topraklara onları yönlendiren musa 10 emir'de "ÖLDÜRMEYECEKSİN" dememiş miydi? bütün dinlerin fason olduğu görüşüm bakidir, belirtmek istediğim dini inancının arkasına saklanan herkesin yalancı olduğudur.


Özgür bir dünya için, DİNSİZ, DEVLETSİZ, BAĞIMSIZ ORTA DOĞU!






27 May 2010

Ya Basta (Yeter Artık): Adalet İstiyoruz Hemen…

Kombine alın diyorsunuz, alıyoruz.

Her yıl çıkan formalardan alın diyorsunuz, alıyoruz.

Fenerium ürünleri tüketin diyorsunuz, tüketiyoruz.

Destek verin diyorsunuz, biz zaten hep destek tam destek diyoruz.

Karşılıksız sevgimizi ifade edebilmek için günlerce emeklerimizi seferber ediyoruz, ailemizden, sevdiklerimizden, çocuklarımızdan, gündelik yaşantımızdan çaldığımız zamanları sadece sarı-lacivert renk aşkına harcıyoruz.
Kurumsallaştık diyorsunuz, daha önce işten atmış olduğunuz anonsçunun yerine adam almadığınız için “kurumsal skandal” yaşayıp, hiçbir taraftarın katlanamayacağı “sanal şampiyonluk sevincini” bize yaşatıyorsunuz.

Bizi deplasmanda yalnız bırakmayın diyorsunuz. Evimizin, ailemizin bütçesinden kestiğimiz anormal bilet fiyatlarını ödeyerek geliyoruz. Gittiğimiz yerde emniyet güçlerinin her tür aşağılamasıyla karşılaşıyoruz. Olur bunlar diyorsunuz.

Trabzonspor maçında, hiçbir şekilde taraftardan kaynaklanmayan skandallar sonucunda olaylar çıkıyor, sarı-lacivert taraftarların payına biber gazı, cop ve aşağılama düşüyor. Sonra, yönetimimizin olayın baş aktörü emniyet güçlerine “resmi” teşekkürünü okuyoruz, “resmi” sitemizden.

Artık yeter.

Halkın takımı Fenerbahçe kimliğini, Fenerbahçe taraftarının duruşunu törpülüyorsunuz farkında mısınız?

Gözaltına alınan ve tutuklanan renktaşlarımızın oradaki 51.990 kişiden ne farkı var?

İstediğiniz transferi yapın, istediğiniz branşta şampiyonluğa oynayın, taraftarınız ile gönül bağı koparsa halkın takımı Fenerbahçe artık aynı “büyük” Fenerbahçe olur mu?

Fenerbahçe taraftarının şu an gönül bağında tutuklanan o 7 renktaşımız var.

Tutuklanan 7 renktaşımız derhal serbest bırakılmalıdır. Küfürleriyle, biber gazı ve coplarıyla olayı alevlendirenlerin görüntüleri de incelenmelidir. Esas suçlunun ortaya çıkmadığı yerde taraftar tek suçlu ilan edilemez.

Söylediklerinin tersini yapanlarla, sözünün arkasında olanlar herkes tarafından artık biliniyor.
Sadece ADALET istiyoruz.

Her şeyin farkındayız, konuşulacak günü bekliyoruz.

25 May 2010

Antalyada düştüler, antalyada çıkacaklar!


bank asyaya çıkmak için antalyada oynanacak olan playofflar bugün başlıyor, kura şu şekilde;


ads - tki tavşanlı linyit maçının galibi t. karadeniz - çorumspor maçının galibiyle, eyüpspor - iskenderun dç maçının galibi de tokatspor - tt maçının galibiyle eşleşecek. playoff maçlarını yerel kanallar, finali trt yayınlayacak. ads'nin maçları maç saatlerinde kanal a'nın web sitesi üzerinden izlenebilir. haydi şimşekler!


22 May 2010

Antifa Tribünler 7





Livorno - Brigate Autonome Livornesi

21 May 2010

1001 Türlü Ruh Hali


pazar gecesinin üstünden günler geçti ve kafamı toparladım sayılır. kısmen.

tribünün içinden o an yaşananları kendi klavyemle yazayım artık ben de.

günler evvelinden başladık bayram gününe hazırlanmaya. vamos bien olarak kendi bayraklarımızı, pankartlarımızı boyarken bir yandan, bir kısmımız da stadın içinde koreografi için koşturuyordu. dönüşümlü olarak idare ediyorduk ve her yere yetişiyorduk.

pankart işi dışında farklı ve önemli organizasyonlar için yine yoldaşlarımız ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı.


cumartesi gecesi olduğunda stad organizasyonları bitmişti, vamos bayrakları da bitti sayılırdı artık. sabah erkenden buluşmaya söz verip ayrıldık parktan.

pazar sabahı erkenden düştük yoğurtçunun yollarına, cepte kahverengi ayakkabı boyası, ayakta siyah spor ayakkabı (deri değil). su börekli, çaylı, simitli zengin bir açık büfenin ardından kendini tam pansiyon tribüncü olarak adlandıran kişiler basket sahasına hücum etti midelerin şişkinliğiyle. maça katılmayan kişilerin tezahüratları sayesinde taraftarın oyuna müdahalesinin ne kadar etkili olduğunu oyunun diğer noktasından onayladık biz de. özellikle bacaklara ve boylara yapılan göndermeli tezahüratlar çok ateşleyici roller oynadı.

terledik, yorulduk, biralandık.

vamos tişörtleri, lefter formaları, serie a atkıları çimenlere yayılmış besteleriyle müşteri çekiyorlardı.

"forma elliye,
tişört onbeşe,
atkı beleşe,
vamos biende."


etrafımız gittikçe kalabalıklaşıyor, adını bilmediğim insanlarla şarap paylaşıyor, neşeleniyorduk. derken 6 aydır çirkin yeşil üniformalar içinde, uzakta, insani olmayan görevlerle mesul arkadaşımızın artık sivil bir şekilde parka geldiği haberi geldi. e kafalar patlatıldı hemen ve ona da bir beste yapıldı derhal.


ufak ufak stada yollandık sonra, bayraklar sopalarına takıldı. marsilya'ya tebrikler, st. pauli'ye iyi şanslar dileyen pankartlarımızı kaldırdık dayanışmayla. kartonları havaya kaldırdığımızda emeğimizin karşılığını aldığımızı önce (her zaman olduğu gibi) patlayan flaşlardan anladık. ardından stad ekranında gördük görüntüyü ve bastık çığlığı. BUNU DA YAPTIK ULAN!


maç başladı, karaborsa münferitleri düşürdüler alt çenelerini, yaklaşık iki parmaklık açık bir alan bıraktılar alt ve üst dudaklar arasında ve muhtemelen pazartesi sabahına kadar o ağız formu değişmedi. tribünler kötü ve tatsızdı. maç sonu yaşanan rezaletse, tanımsızdı gerçekten. hele o mikrofondan "çevik kuvvet göreve" sesini duyduktan sonra alev aldı işte ortalık. önce polis tekmeleri, biber gazları, ardından polise fırlatılan meşaleler, yakılan koltuklar.

stad dışına çıkıldığında hemen hemen aynı görüntü devam ediyordu. parka gittik. suskun, kırgın, üzgün, isyankar ve daha bir çok ilginç duygu.

manik depresyon.



8 May 2010

Ankaranın taşına bak!

Ankaranın taştır yolu,
Her tarafı asker dolu.

28 Nis 2010

Direne Direne Kazanıyoruz!

gündüz maçları daha bir old school demiştim. özellikle uefa'nın sahur maçlarına sinir olan birisi olarak da ayrı bir sempatim var gündüz maçlarına. yılda ortalama 3-4 gündüz maçı oynuyoruz, onların da zaten çoğu çok uzak ve çok soğuk şehirlerdeki maçlar oluyor. güneşli bir günde, şehiriçinde yapacağımız deplasman inceden bir "chelsea - west ham" tadı veriyordu bünyelere. onlar forever blowing bubbles diyordu, biz ise haklıyız kazanacağız!

sabah erkenden atladık vapura semtten. şansımıza yeni vapurlardan gelmiş, uzay gemisi gibi bu da, yarım saat tuvalet arıyorum aşağıda.


geçiyoruz karşıya, karaköyden bir vesait daha ve taksimdeyiz. tramvay durağında Muhalif Gençlik Hareketi'nin eylemi var, alkışlarımızla destek oluyoruz yanlarından geçerken. Direne direne kazanacağız!

Galatasaray Lisesi'nin önünde toplanmış diğer gruplar da, yanlarına ekleniyoruz ve alkolümüzü tedarik ediyoruz etraftan. Ecnebistanda yapılan gündüz maçlarının bir sebebi de insanların alkol tüketimini engellemek, ama türkiyede her şey farklı işliyor, biliyorsun.

ilerliyoruz stada doğru ufak ufak. 850 polis noktasından geçtikten sonra giriyoruz stada sonunda. pankart asılıyor, yerler alınıyor. daha maça 1,5 saat var, e napalım? Musa Çözen'le, beşiktaşla dalga geçiyoruz. Semtin bir yerlerinde fenerbahçe otobüsü görünüyor alkışlıyoruz, seviniyoruz çokonat getiren babayı görmüş gibi.

Maçtan önce ritüel; futbolcular çağrılıyor, beşiktaşla bi ilişkisi olan parmak kaldırsın diyoruz, selçuk kaldırıyor parmakları gevrek gevrek gülerek. ardından volkan.

maç başlıyor, susmuyoruz. stadın akustiği muazzam, ufak bi tribün olmasına rağmen tıklım tıklım dolu ve bağıran bi kitle var. inletiyoruz semti.

75inci dakikada bekir'in golü geliyor, özetlerden görüyorum yine golü ve gol sevincini. Gol geldiği gibi arkamdaki bıyıklı gırtlağıma öyle bir kenetleniyor ki, nefes almak için adamın kolunu zorla açıyorum.

Direne direne kazanıyoruz kaç haftadır olduğu gibi. Karaköye inerken "dik kaldırım"da ayran yüklenmesi yapıyoruz. Vapur iskelesinde şarkılarımızı söylüyoruz ve biniyoruz. Geçiyoruz kıça, pankartımız şehri selamlıyor, şehir bizi.

27 Nis 2010

İstenmeyen Olaylar İstiyoruz

Cumartesi günü oynanan Aris - Panathinaikos kupa finali maçında pana'nın 1-0 galip gelerek kupayı almasının ardından çıkan tribünler arası çatışmalar. fosforlu yelek giyen ibişlerin de pana'lı holiganlar olduğu söyleniyor. tribünlerde görmek istediğimiz olaylar.

25 Nis 2010

Çıkıyoruz Şimdi Yola

gündüz maçları sanki daha bi old school, daha bi çocuksu.

21 Nis 2010

Casual Taksi

beşiktaş maçı oynandı pazar günü. derbi maçı mı? tanım olarak baktığımızda tabi ki bir derbi maçı ama tanım olarak baktığımızda ibb'ye veya kasımpaşa'ya karşı oynanan maçlar da derbi sayılıyor. nitelik olarak bi derbi maçı mıydı beşiktaş maçı bunu laf ebeliği yapmayı sevenler konuşsun. bizim derdimiz tribün.


evvelden kafaları yormaya başladık koreografi için. ne de olsa eskişehirli ibişin dediği gibi "profesyonel bi şirketiz" ve en iyisini yapmak zorundayız. mesaimize başladık haftasonundan bi kaç gün evvel, bezlere şablonlar çizildi, fırçalar sürüldü, bezler filelere dikildi, provalar yapıldı. ve artık maça hazırlanmak için kafalar kırılmaya başlandı kadıköye uzak semtlerden birinde.

pazar sabahı bi önceki geceden kalma baş ağrıları, mide yanmaları, boğaz acımaları yüzünden bünyeleri korku sardı inceden. sıcak ve alkolsüz içeceklerle bunları bastırmaya çalışıp düştük yollara. taksinin bile casual'ini (korsan olanını paşam) tuttuk metrobüse gitmek için. şuydu buydu derken vardık parkımızdaki noktamıza. pankartlar asılmış basket sahasının tellerine, -münferit veya değil- insanlar gelip fotoğraf çektiriyor pankartlarla.


nasıl koymuştu değil mi aykut kocaman?

kalabalığın, biraların ve havanın güzelliğinden midir nedir millet yayılmış çimenlere, bi piknik kafaları. sanki akşama beşiktaş maçı yok gibi. maçtan bahseden yok pek. e milleti inceden havaya sokalım diyerekten giriyoruz bestelere. hava ayaz da değil gerçi ama siyah şort üstü beyaz, kadıköyde. evet beşiktaş.

erkenden tribünde olmak lazım bugün. hem koreografi için, hem de bloğumuzu tutmak için. omuz omuza verdiğimizde yanımdaki adamın sigara içip maç izlememesi için.

geçiyoruz görev yerlerimize. ipin ucunda, tribünün tepesinde makara işindeyiz. yanımda çocuğuyla maça gelmiş bi adam var, laflıyoruz biraz. o bize duyduğu sevgiyi saygıyı anlatıyor tribün için yaptıklarımızdan ötürü. ben de oğlunu ilk defa maça getirdiğini duyuyorum. bi çok çocuktan farklı olarak "kim gol atar" soruma değişik bi cevap verip "gökhan gönül" diyor. alex demediği için şaşırıyorum, vamos bien takvimlerinden veriyorum baba oğula.


koreografiyi de kazasız belasız hallettik, e hadi gidek bloğumuza. sanal blok/g değil ha, c blok. eski açık!

dakika daha bir diyor hakkı, alex diyor. lan ne ara attın? neler oldu?

beşiktaş tribünü ise bizim tribünün tam tersi gibi, afyon çarşı ve unibjk dışında pankart yok sanki. neden pankart getirmediler bilmiyorum. ya da kapıdan mı geçmedi pankartları? sonuçta fenerbahçe - beşiktaş maçında deplasman tribününde de pankartların dolması gerekirdi.

tribündeki "fener! bahçe! fenerbahçe oley!" ve "fener gol gol gol! şampiyonluk geliyor!" histerileri kesinlikle tribünde yaşanılması gereken anlardı.

maç esnasında çeşitli ve karşılıklı çirkinlikler oldu / olmuş. ama pek sevgili fenerasyon! ve fenerli medya! (bu tanımlamaları hala kullanıyolar ya?!) ne tellonun yumruğunu ne de bobonun tribünlere hırsla fırlattığı nesneyi görmüyorlar. ki ben 90 dakika süren maçların maksimum 15-16 dakikasını gören bi kişi olarak bu iki sahneyi de gördüm. bi de çukubaş varmış tribünde açılan. ona ise diyecek pek laf yok, yakışıklı çıkmış.

bi de şu melodi tanıdık gelecektir bazılarına, zeki müren'in bu şarkısı pek bilinmez ama ben bir metal pank olduğum halde pek severim bu şarkıyı da melodiyi de.